Soruyu hep aynı biçimde soruyorlar: kaç ayda biter. Üç ay yeter mi, altı ay şart mı, bir yaz tatili kurtarır mı. Cevabın net bir sayı olmasını istiyorlar, çünkü net bir sayı plan yapmayı kolaylaştırıyor. Oysa YDS'de süreyi belirleyen takvim değil, başladığınız yer.
Sıfır değil ama temel bir İngilizcesi olan, dili lisede ve üniversitede görmüş birinin elinde aslında görünenden fazla şey var. Bu profildeki bir aday için üç-dört ay, günde tutarlı bir çalışmayla 70 bandına çıkmaya çoğunlukla yetiyor. Eksik olan genelde gramer değil; sınavın kendi mantığına yabancılık. YDS belirli kalıpları, belirli tuzakları, belirli soru tiplerini tekrar tekrar soruyor ve bunlara aşinalık ancak çözerek geliyor, okuyarak değil.
Gerçekten sıfırdan başlayan biri içinse dürüst aralık altı ila dokuz ay. Bu sürenin büyük kısmı kelimeye gidiyor — YDS'nin görünmez barajı kelime hazinesi. Akademik kelimeleri tanımadan ne reading'de ne cloze'da ilerlenebiliyor ve kelime hiçbir kestirme kabul etmiyor; her gün biraz, aylarca.
Süreyi asıl kısaltan şey çalışma saatinin uzunluğu değil, düzenliliği. Haftada bir gün altı saat oturmak, her gün kırk dakika çalışmanın yanında neredeyse işe yaramıyor; dil belleği aralıklı tekrarla besleniyor. Bu yüzden "kaç ay" sorusunun altında aslında daha doğru bir soru yatıyor: her gün ne kadar, ne kadar tutarlı.
Burada zorluk çoğu zaman motivasyon değil, malzeme. Aynı deneme kitabını üçüncü kez çözünce sorular ezberleniyor ve ölçüm bozuluyor; insan bildiği soruda kendini olduğundan iyi sanıyor. soruLab'ın YDS / YÖKDİL paketinde her gün gerçek sınav formatında yeni sorular üretilmesinin sebebi bu — tekrar eden değil, her gün taze bir ölçüm.
Kısa cevap, uzun cevabın içinde duruyor: süreyi takvim değil, bugün açtığınız sayfa belirliyor.